Günümüz dünyası hızla değişiyor. Her gün yeni trendler, yeni bilgiler ve yeni sistemler ortaya atılıyor, tartışılıyor. Bu hızla değişen dünyaya ayak uydurabilmek için,  eğitimi iş yaşantımızın bir parçası haline getirmek, vazgeçilmezimiz oldu adeta… 

Ekonominin sancılı geçtiği dönemlerde, özellikle iş dünyasının kendini her türlü koşula önceden hazırlaması gerekiyor. Çünkü kriz çıktığı anda onu yönetmek maharet ister. Hazırlıklı değilseniz, iletişimde de maharetiniz yok ise, yaşadığınız kriz yeni krizler doğurur ve her şey daha da zorlaşır.

İş dünyasında, neyin, ne zaman, nasıl, karşımıza çıkacağını hiçbirimiz bilemeyiz. Kriz çıktığı anda işlerimiz aksar, itibarımız risk altına girer.

Krize nasıl cevap verileceği, verilecek cevaba ilişkin hangi ekiplerin görev alacağı, görev alanların neyi, neleri, nasıl açıklayacağı gibi birçok iletişim yönetimi konularını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Özellikle de iletişimin gücünü, sonuna kadar kullanmak gerekiyor. İletişimde beden dili % 60, ses tonu % 30, kelimeler  ise % 10 önem taşırmış. Yani retorik ve beden dili doğru iletişim için olmazsa olmazımız…

Krize nasıl cevap verileceği, verilecek cevaba ilişkin hangi ekiplerin görev alacağı, görev alanların neyi, neleri, nasıl açıklayacağı gibi birçok iletişim yönetimi konularını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Özellikle de iletişimin gücünü, sonuna kadar kullanmak gerekiyor. İletişimde beden dili % 60, ses tonu % 30, kelimeler  ise % 10 önem taşırmış. Yani retorik ve beden dili doğru iletişim için olmazsa olmazımız…

Tam da bu noktada iletişime örnek güzel bir hikaye paylaşmak istiyorum sizlerle…

Bir kaç yüzyıl önce Papa bütün Yahudilerin Roma'yı terk etmelerini ister. Tabi doğal olarak Yahudiler bu duruma tepki gösterir.

Bunun üzerine, Papa da Yahudilere dini müzakere yapmalarını önerir. Sonun da Yahudiler kazanırsa Roma kalacaktır. Yahudileri temsilen Papanın karşısına Moiz çıkar. Aynı dili konuşmadıkları için mecburen beden dilini ve işaret dilini kullanırlar.

Müzakerede iki taraf karşılıklı yerlerini alırlar ve  bir süre bakıştıktan sonra;

İlk olarak Papa elini kaldırarak 3 parmağını gösterir. Buna karşılık Moiz tek parmağını kaldırır.

Papa parmaklarını sallayarak başının etrafında çevirir. Moiz ise parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri gösterir.

Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkartınca Moiz de bir elma çıkartır.

Bunun üzerine Papa ayağa kalkarak "Ben pes ediyorum, Yahudiler  kalabilirler" der.  Müzakere sonrasında Papa'nın etrafına toplanan kardinaller Papa'ya ne olduğunu sorduklarında

Papa;

Ben 3 parmağımla Kutsal Üçlüyü işaret ettim. O tek parmağıyla tek Tanrı'yı tanıdığını söyledi.

Ben parmaklarımı başımın etrafında çevirerek  Tanrı'nın etrafımızda olduğunu gösterdim, O yeri işaret  ederek Tanrı'nın onların durduğu yerde de olduğunu işaret etti.

Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp Tanrı'nın günahlarımızı  bağışladığını gösterdim. O elma çıkartıp bana  ilk günahı hatırlattı.  Adamın her şeye ilmi bir cevabı var. Ne yapabilirdim ki?"

Ayni sırada Yahudi cemaati de Moiz'in etrafını sarmış ona nasıl  başardığını soruyorlardı, Moiz;

Papa 3 parmağıyla 3 gün içinde burayı terk etmemizi  istedi. Ben de tekimizin bile gitmeyeceğini söyledim.

2.de Papa şehrin Yahudilerden temizleneceğini söyledi. Ben de,  yine hiç bir yere gitmeyeceğimizi söyledim.

"Sonra ne oldu?" diye kalabalık heyecanla sormuş. "Valla, sonrasını  ben de pek anlamadım. Adam biraz hiddetlendi ve öğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben de benimkini çıkarttım. Hepsi bu!”

Hikayeden anladığımız kadarıyla doğru iletişim kurmak, ya da kuramamak bize kaybettirebilir de kazandırabilir de…

Sevgilerimle…

Semra Şahin

11/01/2021

Paylaş

Diğer Haberler
Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Tamam