Mutlu ve Huzurlu Bir Yaşam Mümkün mü?

 

Bir süredir aklımda konuştururum,

Epiktetos ve Marcus’u.

Biri köle, biri kral.

Mutlu ve huzurlu bir yaşam mümkün mü? Sorusuna yanıt aramış iki filozof.

Günümüzden 1900 yıl önce yaşamışlar. Ne ilginç! 1900 yıl önce de insan evladının dertleri günümüzden farklı değil.

21.yy da da yanıtı bulunamamış bir soru:

Mutlu ve huzurlu bir yaşam mümkün mü?

Bir masa da ağırladım düşümde Marcus ve Epiktetos’u..

Öyle keyifliydi ki sohbetleri. Kendimden geçtim dinlerken.

Epiktetos şöyle dedi;

İlk olarak kendine ne olmak istediğini sor Marcus.

Sonra ne yapman gerekiyorsa onu yap.

Bilge ve iyi insan olmak dedi Marcus. Olmak istediğim bilge ve iyi olmak. İyi insan olmanın yolu ne Epiktetos ?

Belirsiz ve anlaşılmaz olmaya bir son vermenin zamanı artık. Sıra dışı bir insan olmak istiyorsan, bilge olmak istiyorsan, nasıl bir insan olmak istediğini açık seçik belirlemelisin.

Yaz Marcus. Kendi yaşamında uygulamak istediğin tutumları tüm ayrıntıları ile tanımla ve yalnızken de başkalarıyla beraberken de bu tutumları takın.

Marcus merakla:

Neden hep övgü bekliyoruz yaşamdan ve insanlardan? Sözsel saldırı ya da eleştiri yapıldığında neden sakin kalamıyoruz?

Zümrüt, onu övmezlerse daha mı az güzel olur?

Biri tarafından yargılanıp eleştirildiğimizde neden hayatımız kararıyor? Her iyilikten sonra neden beklentiye giriyoruz?

Oysa, beklentiler, mayın tarlaları gibi. Hayal kırıklığına yol açan mayınlı tarlalar.

Yalnızca ahlaki olarak zayıf kişiler, eleştiri ya da sözsel saldırıların karşısında kendilerini savunma ve ötekine anlatma çabasına girerler dedi Epiktetos..

Biz başkalarının bizim hakkımızdaki izlenimlerini kontrol edemeyiz ve bir kontrol çabasına girersek değerimiz düşer.

 

Böyle bir durumda yalnızca gülümse ve şunları söyle:

‘’Sanırım bu kişi benim başka zayıflıklarımı bilmiyor. Bilseydi yalnız bu kadarından bahsetmezdi.’’

‘’Erdem bu olsa gerek’’ dedi Marcus.

Epiktetos devam etti:

Diğer insanların görüşleri ve sorunları bulaşıcı hastalık gibi yayılabilir, Marcus.

Olumsuz ve yararsız tutumları çevrenizdeki insanlardan alıp, benimseyerek kendine sakın zarar verme.

Diyelim ki, hayal kırıklığını seninle paylaşan bir arkadaşın, kederli bir akraban ya da birden hayatı alt üst olmuş bir dostunla karşılaştın, bu talihsizlikleri sakın üstüne alma.

O an, olayların kendileri ile bizim onları yorumlamamız arasındaki ayrımı anımsa.

Kendine şunu hatırlat: ‘’Bu kişiyi inciten şey, olayın kendisi değil. Bir başkası aynı durumda kendini mutsuz hissetmeyebilir. Bu kişiyi inciten şey, onun duruma verdiği tepkidir.’’

Mutluluk ve özgürlük, bir tek ilkenin açık seçik anlaşılmasıyla başlar diye devam etti Bilge Epiktetos:

Bazı şeyleri kontrol edebiliriz, bazı şeyleri edemeyiz.

Sen bu temel kuralla yüzleşirken, neyi kontrol edip neyi kontrol edemeyeceğini öğrendikten sonra, içsel sakinliğe ve dışsal etkinliğe ulaşabilirsin.

Kontrol altına alabileceğimiz şeyler, zanlarımız, şiddetli arzularımız, isteklerimiz ve bizi tiksindiren şeylerdir. Bu alanlar bizi doğrudan ilgilendiren şeylerdir, çünkü onlar doğrudan düşüncelerimiz tarafından yönetilirler. İçsel yaşamlarımız ve karakterimiz ile ilgili seçimleri her zaman kendimiz yaparız.

Bununla birlikte, kontrolümüz dışında olanlar, nasıl yaratıldığımız, zengin ya da fakir bir ailede doğmamız, diğer insanların bizi nasıl gördüğü, hava durumu, başka insanların aklından geçen düşünceler, inançları gibi gibi şeylerdir.

Şunu hep hatırla Marcus:

Bunun gibi şeyler, dış etkenlere bağlıdır ve bizi doğrudan ilgilendirmez.

Kontrol edemeyeceğimiz ve değiştiremeyeceğimiz şeyleri kontrol etmeye ve değiştirmeye çalışmamız şiddetli bir acı duymamıza sebep olur.

Anımsa: güç alanın içindeki şeyler doğallıkla emrin altındadır, kısıtlanamaz ve engellenemez. Fakat güç alanının dışındaki şeyler zayıf, bağımlı ya da başkalarının geçici heves ve edinimleriyle belirlenen şeylerdir. Şunu da unutma; eğer sen, doğallıkla senin kontrolün altında olmayan şeyleri yönetmeye kalkarsan, bu çabana engel olunduğunda ‘’sinirlerin bozulur’’, ‘’endişeye kapılırsın’’ ve sürekli başkalarının kusurunu arayan bir insana dönüşürsün.

 

 

 

Böyle akıp giderken sohbetleri, düşünmeye başladım.

Hayatınızda kontrol edebildiğiniz neler var?

Hadi bi düşünelim, çevrenizdeki insanları kontrol edebiliyor musunuz?

Ailenizdekileri?

Peki doğa olaylarını, yağmuru, güneşi, sıcağı, soğuğu.

Ya ölümü?

Kontrol edebildiğimiz sadece kendimiz ile ilgili şeyler.

Ve tüm yaşamımızı, gerçekte kontrol edemediğimiz şeylere kendimizi üzerek harcayıp gidiyoruz.

Epiktetos’un Roma İmparatoru Marcus Aurelius’a öğreticiik yaptığı tahmin ediliyor.

1900 yıl önce kaleme aldığı( bugünleri anlatır gibi)adeta öğüt niteliğinde cümlelerle bitirelim mi sohbeti?

Sizin mutluluğunuz üç şeye dayanır:

İradeniz

Karşılaştığınız olaylarla ilgili fikirleriniz

Ve bu fikirleri işleme biçiminiz.

Asıl mutluluk dış koşullardan bağımsızdır. Dış koşullara, kayıtsız ve ilgisiz kalın. Sizin mutluluğunuz yalnızca içinizde bulunabilir.

Biz insanlar, güzel ve etkili sözler, iş etiketleri, mevkiler, yüksek saygılar, hayallerimizi süsleyen mülkler, pahalı giysiler ya da bize gösterilen hoş davranışlar karşısında nasıl da kolaylıkla etkileniyoruz, gözümüz kamaşıyor ve kandırılıyoruz. Şöhretli kişilerin, önemli devler adamlarının, siyasi liderlerin, servet sahibi insanların ya da büyük entelektüel ve sanatsal yeteneği olan insanların zorunlu olarak mutlu olduğunu zannetme hatasına düşmeyin sakın.

Anımsayın: huzurun gerçek özü sizin kendi kontrol alanınızın içindeki şeylerde bulunabilir. Bunu aklınızdan hiç çıkarmazsanız, kendinizi, yaptıklarınızı, başarılarınızı acınacak bir halde başkalarıyla kıyaslayarak, boş yere kıskançlık, haset, terk edilmişlik gibi duygulara kapılmazsınız.

Kendiniz dışında başka bir kişi olmaya çalışmayın. Kendi kontrol alanınızda kalın.

İyi ve huzurlu yaşamın sırrı budur.

 

Semrin KALELİ- Eylül 2021

 

 

Paylaş

Diğer Haberler
Web sitemizdeki çerezleri (cookie) kullanıcı deneyimini artıran teknik özellikleri desteklemek için kullanıyoruz. Detaylı bilgi için tıklayınız.
Tamam